.: Pencere Tencere :.

DüşünüYORUM YazıYORUM

Fahrenheit 451

Yazan: penceretencere 9 Ağustos 2008

                               Ray Bradbury’nin 1951′de ilk defa yayınlanan bilim kurgu romanı olan  Fahrenheit 451 aynı  dönemin ABD sinde baskıcı siyasal  hamlelerin nasıl ülke politikası haline geldiğini toplum içindeki sosyal yansımalarını , politize olmuş halkın davranışlarını inceleyen aynı zamanda dönemin ABD sinde  temsilciler meclisindeki üyelerinin politik ihtiraslarını analiz eden bir yapıt olmuştur.
               
                          Toplum değerlerini beklentilerini hiçe sayarak politika  yapan siyaset kurumunun toplum üzerinde yaratmış olduğu etkilere göz atmak istediğimizde ise birbirinden bağımsız bir çok konuyu ele almakta fayda var ;

              Öğrenmeye anne karnında bir cenin iken başlayan insanoğlunun kendini ifade edebilmesi ve  hayatta kalabilmesinin temeli olan bilgi çoğu zaman hayatını kolaylaştırmış  çoğu zamanda hayatındaki birçok değerleri kaybetmesine sebep olmuştur. Kişinin hangi coğrafyada hangi sosyal çevrede dünyaya geleceği kendi tercihi olmadığı için dünyaya gelmiş olduğu sosyal ve ekonomik koşullara göre kendini hayata hazırlar bilgi dünyasını o koşullara göre tesis eder. Küçüklüğünde öğrenmeye teşvik ettiğimiz yeni kuşaklar büyüdükçe bilinç düzeyleri ileri seviyelere geldikçe bu durum kimi çevrelerin rahatsızlığına sebep olmaktadır. Bunun temel taşlarını ise iktidar hesaplarını bilinçsiz eğitimsiz bir koyun sürüsü gibi arkasından gelmesini istediği toplumun oluşmasına dönük siyasi mekanizmalar üzerine kuran siyasetçilerdir.  

                     Kitap’tan çıkarılan sonuca bakıldığında sansür var ama bu sansürün  devlet  sansürü olmadığı insanların kendilerine uyguladığı sansür olduğu temeline dayandırılmaktadır. Bu aynı zamanda toplumun kitap  okumama ,  bilgiye ihtiyaç duyamama  , bilgiyi nakleden kitapların yakılmasının kendi tercihleri olduğu  sonucuna dayandırılmaktadır. ‘ Neden bir bakkal yada tornacı yada nalbur değilde itfaiye ? ’ ‘ İtfaiye kamu yararına çalışan bir kamu kuruluşu değilmidir ? ‘ ‘  Emir komuta zincirini nereden almaktadır ? ‘           ‘ Neden gazeteler veya dönemin yeni yeni palazlanmaya başlamış Televizyon sektörüne koşulsuz sansür yapmadılar? ‘ bu ve buna benzer bir çok sorunun cevabının verilmesi gerekmektedir.   

                Kitaplar çeşidine göre geçmiş durağan yani yazıldığı dönemlerdeki yaşanılan olayları  ve örnek yaşamlardan kesitleri sunar. Bulunulan dönemlerde yaşanılan olumsuzluklar karşısında çözümler için örnekler teşkil eder. Yani bu şu demek yaşadığınız çoğrafyada siyasal ve poliitik döngüler yaratmak isteyen siyasetçiler bilgi birikimi olan insanları ve bu bilgiyi aktaran kaynakları sevmezler acilen ortadan kaldırılmasını ve yok edilmesini hükmederler. Bu hükümler neticesinde oluşturulan yol haritasında himaye ve konrtrol mekanizmaları   kendi ellerinde olduğu için bir çok kamu  kuruluşlarının olanaklarını istedikleri gibi acımasızca kullanmaktan çekinmezler. 

                 Kitap’ta a anlatılan olaylar  basım tarihini  ele aldığımızda 1940 lı yılların ikinci yarısından itiabaren yaşanılan olayları konu almaktadır. İlk baskısı 1953 yılında ABD de gerçekleştirilmiş. Bu yıllar ve sonrasındaki yıllar boyunca SSCB ve ABD arasındaki güç ve çıkar çatışmasının iç içe yaşandığı her iki ülke toplumunada verilmek istenen dış tehlike unsurlarının öğretilerini ortaya çıkarmıştır. 1945 sonrası bu güç olma çekişmelerinden dolayı ABD de muhafazakâr çevrelerin etkinliğini yükselttiği dönemi ortaya çıkarmıştır. Bunların en önemlisi o döneme damgasının vuran toplumda gördüğü sıradışı olan herşeyi “komünist” ilan eden ve ABD senatosunu etkisi altına alan ve hatta ABD senatosunda “un-american activities commision” diye bir komisyon kurulmasının başını çeken ve hatta sayısının 300 olduğunu iddaa ettiği bir çok üst düzey kamu kurum ve kuruluşundaki görevlileri kominist olmakla suçlayan beyni tamamen ortaçağ felsefelerinin uygulanmasına olanak sağlayan engizisyon mahkemelerinin 20 yy cağlarında da devam edebildigini kanitlamis,  bir fanatik stereotipik olan aynı zamanda Katolik hıristiyan Joseph Mc. Carty dir. Bu kişinin siyasal icraatları devletin sansür yapmadığı veya yapamayacğı tezini ortadan kaldırmaktadır  daha açık bir ifade ile totoliter rejimlerin geleneği olan baskıcı yasakcı felsefesine bizzat örnek olmuştur.

                   Çeşitli  yorumlar incelendiğinde ise bir çok  fikir ve düşünce ” dağınık ve homojen olmayan kütlenin bileşik yasakçılığıdır “ bu yaklaşımlarımı biraz daha netleştirmektedir. Bu birazda toplumda dalga etkisi yaratan manifesto çoğulculuğudur bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse çarpışan maifestolar ile her zaman birbirinin zıttı niteliği taşımaktadır. Tüm kitapların sistemli bir şekilde yakılması noktasına bir anda, bir darbeyle filan değil tedricen, aşama aşama gelindiği söylenir. Beyazlar Tom Amca’nın Kulübesi romanından rahatsız oluyorlar. Yakalım. Kapitalistler Komünist Manifesto’ya gıcık. Yakalım. Ama tersi de doğru: Liberaller ve sosyalistler Kavgam’ı sevmiyor. Yakalım. Zenciler beyaz ırkçılığı vaiz eden kitaplardan ziyadesiyle rahatsız. Yakalım. Kamuoyu bir sürü bağlantısız parçadan oluşan şekilsiz bir kütle. Onu (yani tek tek bütün parçalarını) memnun etmeye çalışırsanız, varacağınız yer bütün kitapları yakmak, bütün ideolojileri yasaklamaktır.
                 
                  Sosyal davranış ve eğilimler öğretilerle edinilmektedir işin siyasal yönüne bakıldığında ise farklı ideolojik fikir ve bakış açıları ortaya çıkmaktadır yukarıda belirtmiş olduğum dağınık ve homojen olmayan kütlenin bileşik yasakçılığı karşı tez üretmekte ve beraberinde farklı fikirlerde açılımları üretmektedir ve savunduğu değerler mertebesine getirmektedir. Bu deyimle anlatmak istediğim konu ise yaşamış olduğumuz çekirdek  aileden toplumun geneline varıncaya kadar olan aşamada etkilendiğimiz sosyal ve siyasal çevredir yasaklar, gerçekler, yalanlar edinilmesi gereken tavır ve tutumların bileşimlerini sağlar sosyal davranışa özetle birey bulunduğu çevrenin doğrularını ve değer yargılarını alır. Bu algı ile çevresindeki olup bitenleri yorumlar ve hayatına vazgeçilmez ilkeler olarak davranışları üretir. Okuyacağı her kitap ise bu fikir ve düşünceleri savunan kitaplar olacağı için kişi kendini bu değerlere adar  bu değerler üzerinden yaşantısını idame ettirir.

                 Bu değerlere karşıt bir manifesto iktidar gücüne sahip ise yaşam alanları politik davranışlar ile kısıtlanır yasaklar silsilesi haline gelir bir zaman sonra ise bu yasaklar güncel yaşamın bir parçası olur artık okuma araştırma alışkanlığını yitirir ve sorgulama güdüsünü kaybeder. Farklı kişiliğe bürünür artık önceki yaşam alışkanlıklarının yasaklar ile  örtülmüş olduğunu unutur tam bir narkoz almış beyin gibi yok olur gider. Bundan kim nemalanır tabiki robotize etmiş olduğu halka istediği herşeyi yaptırmayı planlayan siyaset politikaları ve bunun temsilcileri siyaset makamları politize olmuş halk artık yaşam değerlerinin farkında olmadan kendisinden yapılmasını istediği yada inanmasını istediği şeylere değer vermeye başlamış kişisel farkındasızlıklar toplumsal farkındasızlıkları oluşturmuş.

               Diğer bilinmesi gereken gerçek ise konu edilen dönemde televizyon sektörünün insan hayatında yavaş yavaş yerine almaya başlamış olması ve insanların artık okuyarak öğrendiklerini televizyondan öğrenebileceğine inandırılmış olması da göz ardı edilmeyecek ayrı gerçektir. Güncel konuların işlenilmediği siyasi politik eleştiri ve yorumların olmadığı tamamen eğlenceye dönük yayın yöntemleri ilede dönemin insanları uyutulmuş ve uyuşturulmuştur.

                Diğer bir basın yöntemi ise yazılı olanıdır yani gazeteler onlarda tamamen siyasetçiler lehine  propaganlar yürüten seçim dönemlerinde siyasilerden teşvik almış ve bağlı bulundukları  siyasal yapının sözcüsü haline gelmiş ve insanı uyutmanın her türlü yolunu bilen siyasetçilerin sözcüsü gazeteler ise halka vereceği hiçbir şey olmadığı için etkin bir bilgilendirme kaynağı olamamıştır.

              Geçmişi günümüze,günümüze geleceğe taşıyan kitaplar ise yakılmaktadır insanlar çaresiz bırakılmak istenmektedir halk ne yapacak yakılan kitaplara tepkisiz ve duyarsız kalacak kendi kendine sansür uygulayacak. Artık o hadde gelecekki inandırıldıkları yalan ve kumpas yüzünden çevresine yaranmak ve hoş görünmek için kendiside kitapları yakacak ve daha sonra devlet sansür yapmıyor denecek yok böyle bir şey  karakteri ile oynanan her birey asıl tehlikenin habercisi demektir. Dünyada en etkin silahın bilgi olduğunu bilen siyaset makamları her zaman tek iktidar merkezli siyasi güdüm felsefesi ile  monarşi yönetimlerinde olduğu gibi kendilerini kral sanarak halkın önlerinde diz çökmelerini beklemektedirler.

                 Sosyal etkileşim kuramları hakkında  yorumlanacak ve değinilecek daha bir çok konu olmasına rağmen söylenecek son söz ise kraldan kralcı siyasetçilerin çevresindeki karar mekanizmalarını etkileyerek sağlamış olduğu etkinliğin sonucu olan kitap yakma ile başlayan sansür  olayları halkı derinden etkilemiş ve halk artık kendine yapmış olduğu sansürü kabullenmiş bu durum siyasetçiler tarafından devlet politikası haline getirilmiş. Bu sapkın konunun tamamı şirin bir ifade ile halkın kendine uygulamış olduğu sansürdür tezini şiddetle red ediyorum  bu sansür devletin halkına yapmış olduğu açık bir sansür politikasıdır.       

                Sosyal davranış mekanizmalarından bir diğeri ise kişinin mensubu olduğu din inancının etkileridir ben bu konuya değinmeyeceğim planladığım gibi sosyal ve siyasal anlatımlarla sınırlı tutacağım.

               Yazar hakkında araştırma yaparken okuduklarımı aktarmadan geçemeyeceğim; Yazar kağıdın erime derecesinin kaç fahrenheit olduğunu merak eder ve üniversitelerde öğretim görevlilerinden öğrenmek ister hiçbir öğretim görevlisi bu merakını gideremez ve tesadüfen tanıştığı birisinden bir itfaiye yetkilisine sor telkini sonucu itfaiye merkezini arar ve sorusunun cevabına kavuşur bu cevap ise fahrenheit  451 bu derece 233 santigrag dereceye karşılık gelmektedir.

                Günümüzde üniversitelerde öğrencilere  bu tür yazarların yapıtlarının toplumdaki etkilerine dönük yorum içeren ödev adı altında  dönem sonunda yorum yapmaları istenmektedir. Bu ödevin üniversite öğrencilerine veriliş amacının öğrenciler üzerinde siyasete eğilimlerinin  , mevcut güncel politikaları yorumlayışlarının yada  belli dönemlerin olaylarının konunun lehinde kesimler için yapılan araştırmalara katılım mı sağlıyorum deneysel psikoloji araştırmalarının bir parçasımı oluyorum sorgusunu ortaya çıkarması gerektirmezmi ? Normal şartlarda ortaya çıkarması gerekmektedir mutlaka kitapların yakılması konusu önemlidir ancak yanlı siyaset mekanizmalarının üniversitelerde vücut bulması doğrumudur ? Adeta ABD nin şovenizm’i yapılmıyormu ? Şirin sempatik masum ABD görünüşü genç beyinlere kazınmıyormu ? Ülkemizde incelenmesi analiz edilmesi bir çok konu ve olay var iken neden ABD ? Ülkemizde 1960 ile 1990 yılları arasında milyonlarca sistemli bir şekilde kitaplar filmler yakılmadı mı ?

                        Aslına bakılırsa bu fikre varış sebebim ise kitabın yazarının  L.A Weekly  editörüne  vermiş olduğu bir mülakat ve bu mülakatın 04.06.2007  tarihinde Vatan Gazetesi yazarlarından  Haşmet Babaoğlu‘nun kaleme almasıdır.

http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=04.06.2007&Newsid=122241&Categoryid=4&wid=9 

Benim için sürpriz olan şey ise bizzat o  dönemin tanıtığı olarak olayları  kaleme alan geçmişe ışık tutan yazarın kitap’ta anlatılan olayların sebeplerinden bugünkü varmış olduğu sonuçlar bende soğuk duş etkisi yapmıştır. Yazar resmen günah çıkarmış ancak devlete şirin görünmek içinmi  yoksa bu kitaptan dolayı devlete vermiş olduğunu düşündüğü zararların diyetini ödemek içinmi olduğu bilinmez ama benide şu soruyu sormaktan alıkoyamaz ‘ Acaba günümüzde aynı devlet ; üzerinde kara bir leke gibi duran o dönemin olaylarını bizzat kaleme alan yazarı ilemi temizlemeyemi çalışıyor yada yazar büyük yalancımı ? ‘ Bilinmez ama şu bir gerçek ki ;  kitaplara konu olan olaylar zincirini kaleme almak , tarihe ışık tutmak , insanlara sunmak bile bir yazar için büyük cesaret , bu cesaret ile yazar yazdıklarının  arkasında durmak zorundadır. Eğerki yazarlar yadıklarının arkasında durmuyor iseler bu konuları kaleme alan yazarlara olan güvene  zarar vermezmi ?

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>