Köy Enstitüleri
Yazan: penceretencere 13 Ağustos 2008
Merhaba sevgili dostlar yeni bir konu başlığı ile tekrar huzurunuzdayım.Umarım yazdıklarım sizleri biraz olsun aydınlatıyor,birazda olsun bildiklerinizi hatırlamınza yardımcı oluyordur. Yazılarımın uslübunda ve içeriğinde genelde vermek istediğim mesaj milli birlik ve beraberlik düşüncelerimizin her zaman canlı kalmasına katkı sağlamaya dönük ÇABA ‘dan öte bir şey değil.Kısaca amacım okuyanlarımızda kin nefret duygusu uyandırmamak halkımızı din dil ırk ayrımcılığına sevk etmemektir.Bu konunun önemini bir kez daha hatırlatmak istedim.
Cumhuriyet dönemi uygulamalarından başlayıp bu güne gelen seyrini aydınlatmaya ÇABA göstereceğim.Cumhuriyet’imizin kurucusu o yüce insanımızın sözlerine kulak verelim ;
” 1. Türk çocuğunun kişiliğini doğuşundaki yaradılışından gelen niteliklerine dikkat ve
özen göstererek oluşturmak,
2. İyi korunmuş bu Türk çocuğu kafalarını ve zekalarını açmak, yaymak, genişletmek, sonra bu yetenekli çocuğun kafasına müspet bilim ve maddi teknik kavramları , yalnız teorik olarak değil, pratik araçlarla yerleştirmek,
3. Bu çalışma sırasında Türk çocuğunun kafasındaki birikimleri, karakterindeki sağlamlıkları, duygularındaki yükseklik ve genişlikleri, onurları olduğu gibi, doğal bir şekle alıştırmak. İşte bu sayede şu olacaktı ki, Türk çocuğu konuşurken onun beyanı, onun beyanındaki üslubu, kendini dinleyenleri ve dinleyeceklerin hepsini peşine takarak yüksek Türk ülküsüne ulaşacaktır. “
Ulu önder bu sözleri Milli Eğitim bakanlığına 10 Haziran 1935′de Saffet Arıkan’ı getirdiği zaman bizzat söylemiş ve uygulanmasını istemiştir.Mustafa Kemal yeniden yarattığı Cumhuriyetinin insanlarına o kadar güveniyor o kadar inanıyorduki onların yararına olabilecek her alanda çağdaş medeni yaşam koşullarını hazırlayabilmek için her fırsatı değerlendiriyor elindeki oluşabilecek olanakları o yönde kullanmak için elinden geleni yapıyordu.Bu duruma bir kaç örnek daha vermek gerekirse Eğitim alanında görüşlerini TBMM’nin 1 Kasım 1937 ‘ deki açılış konuşmasına kulak verelim.
” Okuma yazma bilmeyen tek bir yurttaş bırakmamak, ülkenin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, yurt sorunlarının dayandığı temel düşünceleri anlayacak , anlatacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak birey ve kurumlar yaratmak… “
Mustafa Kemal Cumhuriyetin ve beraberindeki devrimlerin korunmasının toplum bilinci ve bu bilincin yer edebilmesi için toplumun genelinin istifade edebileceği eğitim sistemlerinin tesis edilmesinden geçeceğini biliyordu ömrünün sonuna kadar da bu amaca dönük arayış ve beklenti içinde oldu.Köy Enstitülerini temellerini atılmasına ve bu fikrin çıkış gerekçelerine’ de bir göz atmak gerekmektedir.
Milletin % 80′i köylerde yaşıyorlardı yeni kurulmuş Cumhuriyet köylere hizmet götürmek istiyor ve göteremiyordu.Köylerdeki vatandaşlar Osmanlı döneminde asker ve vergi kaynağı idiler devletin varlığına ancak bu durumlarda fark edebiliyorlar idi.Ünlü tarihçi Toynbee’e göre ise ;
Kurulmuş Cumhuriyet’in en zayıf yanı, bunun halk kitlelerinin bilinci ve istenci ile değil, bir sivil-asker aydın kadro tarafından yukarıdan kurulmuş olmasıydı. Toplumsal değişimler ve devrimsel ilerlemeler aşağıdan gelmezse, ya da halka benimsetilemezse, bir süre sonra öncü kadroların zayıflaması, dağılması ile karşı devrimci süreçler yaşanabilir…”.
Cumhuriyeti kuranlar Atatürk ve o dönemin yöneticileri bunun farkında ve tedirginlik içinde idiler.Cumhuriyet devrimlerini ortadan kaldırabilecek ölçeklerde karşı devrimler olabilirdi.
O dönem köylümüzün beklentilerini Ceyhun Atuf Kansu şöyle dile getirmiştir ; Mustafa Kemal toplumdan her kesimin sesine kulak veriyor ve aynı zamandada konunun aciliyetini biliyor her türlü ihtimali hesaplıyordu her detay onun için çok önemli idi mesela öğretmen adayının köyden alınması, bunların “çok yönlü” yetiştirilmeleri, yeni okulların “üretici bir yurt” olması, öğrencinin köy yaşamından koparılmaması vb ihtimalleri göz ardı etmemesi gerekiyordu.
“Kurtuluş Savaşı’nı onlar vermişlerdi. Sonra haklarını ve hayatlarını bir devrim yönetimine emanet edip köylerine döndüler. Devrim gelecekti; toprak düzeniyle, iş düzeniyle, eğitim düzeniyle, adalet düzeniyle. Beklediler beklediler. Gelmedi…”
İsmail Hakkı Tonguç ise ;
“Kurtuluş Savaşı’nda kanlarını verenlerin hakları ödenecekti. Yeteneklilere, çalışanlara hakları verilecekti. İmparatorluk döneminde olduğu gibi ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıflar bulunmayacaktı. Cumhuriyet bu demekti. Devrim, en uygun koşulları bularak yeni insan tipleri yaratmak zorundaydı…”
Bununla beraber hayata geçirilecek uygulamanın ise kuruluşuna yavaş başlanması , başarı elde edildikçe ileriye doğru hızlı adamlar atılması uygulamanın deney ve gözlem sonuçlarına göre yönlendirilmesinin önemi biliniyordu.Bu amaca dönük Köy Öğretmen Okulları açılacak ve daha sonrasında toplumun geneline yaygınlaştırılacak bir çalışmanın ilk iki örneği İzmir – Kızılcullu ve Eskişehir – Çifteler ‘ de 30 Ekim 1937′de açılmış ve Köy Enstitüleri’nin temelini oluşturmuştur.
10 Kasım 1938′de Mustafa Kemal ATATÜRK ebediyete intikal ettikten sonra bu durum projenin geleceği açısından projenin mimarlarında kaygı oluşturmaya başlamıştır. Çünkü halk bilinçlenmesinin genele yayılması açısından projenin devamı esastı ATATÜRK’ün devlet yönetimindeki yerini alacak kişinin bu konuya açılımı pek bilinmiyordu heran proje sona erebilirdi.Nitekim 5 Aralık 1938 de yeni Cumhurbaşkanı Kastamonu Gölköy eğitmen evini denetledikten sonra bütün kaygılar ortadan kalkmıştı proje’nin genişlemesi ve genele yayılması için çalışmalar 1940′lı yıllarda hız kazanmıştır.Buna göre aşağıda belirtilen esaslara göre Köy Enstitüleri kanunlaştırılmış halkımızın bilinçlenmesi ve eğitim olanaklarının genişletilmesi için hizmet vermeye başlamıştır.
( Bu kısım tarihsel gerçekleri yansıtmasından dolayı alıntıdır.)
—————————————————————————————
Köy Enstitüleri İlkokullara öğretmen yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı Kanun ile açılmış okullardır. 1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Ensititüleri açıldı. Türkiye’nin her yanında ilkokullara öğretmen yetiştirmek üzere açılmış okullardır.Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği gözönüne alınarak, dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular.
Köy Enstitüleri’nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad’ın çalışmaları da unutulmamalıdır. Kanad, “köye göre öğretmen” fikrini savunmuştur.Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran ve Dursun Akçam gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir. Köy Enstitüleri öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954′te kapatıldılar.
————————————————————————————————————
Sevgili dostlar dikkat ettinizmi bilmem ama yine 1950 ve sonrası hep derimki Ülkemizin her yönden gelişmiş kalkınmış çağdaş medeniyet seviyesine gelmesinin önü bir kez daha 1950 ve sonrası siyaset manevraları ile kapanmış.Eğitilmiş insan kalkınmış toplum demektir bunu istemeyen ve iç politikalarını dış dayatmalara göre kurgulayan siyasal yapılanmalar Cumhuriyet kazanımlarını bir kez daha yok etmiş ülkemizin ekonomik ve sosyal açıdan geleceğine büyük bir darbe indirmiştir.Köy Enstitüleri bilinen ve bilinmeyen bir çok aydınları yetiştirmiş Anadoluda Cumhuriyet devrimlerinin gerçek sahiplerini birbirine kenetlemiştir.
1950 lerden günümüze geldiğimizde okur yazar oranı yükselmiş ancak her dönem iktidara gelen siyasal hareketin il icraat’ı eğitim sisteminde yaptığı değişlikler ile arapsaçına dönmüş çağımızın gerektirdiği düzeylerde eğitim yapılamamakta görsel ve tatbiksel eğitim uygulamaları olmadığı için ezberci eğitim sistemi geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi yeteri kadar bilinç düzeye oluşturamamakta bilgi ve beceri açısından donatamamaktadır.
Özetle sevgili dostlar ; ülkemiz insanı olanaklar verilmesi durumunda her şeyin üstesinden gelebilecek kabiliyete ve zekaya sahip sadece fırsatların verilmesi yeterlidir. Onlar gelişmiş kalkınmış Türkiye olma yolunda gereken ÇABA‘yı göstereceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.
