Yemeli mi ?
Yazan: penceretencere 20 Ağustos 2008
1 ton yoğurt- 1 ton pirinç
- 500 kilo biber
- 1 ton domates
- 1 ton salatalık
- 15.000 ekmek
- 20.000 şise su
- 70 tane küçük baş hayvan
- 30 tane büyük baş hayvan
Salata , pilav ve kavurma olarak ikram edilen düğün yemeğinin malzemeleri. Ülkemizin % 10 oranındaki milyar dolarlık adamların çocukları için 3 gün 3 gece masalsı düğün için hiçbir masraftan kaçılmamış anlaşılan. Bu durum aynı zamanda ülkemizin vatandaşları arasındaki ekonomik uçurumun boyutlarını gözler önüne sermektedir. Düğüne 15.000 davetli katılmış gelin ve damat’a 18 kg altın ve 320.000 YTL takı hediye edilmiş. Basına yansıdğı kadarı ile bu takılara bilumum emlak ve döviz tutarları dahil değildir herhalde.
Çok şükür aç değiliz açıkta değiliz ancak memurlarının yoksulluk sınırında yaşadığı çalışan işçi kesiminin nerede ise tamamına yakınının asgari ücrete tabi bir ülkede bu tarz bir aktivite ister istemez dikkat çekmekte. Konuyu ele almamın başka bir maksadı yok hani bize has bir deyim vardır ‘ Allah daha çok versin ‘ gözümüz yok. Tüketim toplumu olmamızın etkilerini bu aktivitedede görmek mümkün , yukarıdaki konsolide incelendiğinde tüketme ihtiyacı 3 gün 3 gece bayağı yüksek olmuş.
Refah içinde yaşama özlemi ile yanıp tutuşan halkımızın ülkemizin bulunduğu mevcut ekonomik koşullardan dolayı bu özlemi her zamanki gibi bir sonraki bahara kalıyor. 60 yıldır ülkemiz yönetimlerine hükümet etmiş siyasi oluşumların yürütmüş olduğu politikalardan dolayı halkımızı bu özleminden uzaklaştırmış her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
Şöyle bir düşünelim toplumun % 10 unu teşkil eden bu bireylerin edinmiş oldukları maddi kazanımlar nüfusu 10 milyon ve civarı olan bir çok ülkenin bütçesi ile eşdeğer seviyelerde yadırgamıyoruz ancak ekonomik kalkınmanın toplumun geneline yayılmamış olmasının etkileri toplumun alt katmanlarında sosyal deformasyonlar üretmektedir. Bu durum hırsızlık , zina , adam yaralama , darp , gasp , öldürme vb. olayların direkt yada dolaylı yollardan suç oranlarının artmasına sebebiyet vermektedir.
Bağımsız ekonomik politikalar ile kendi kendine yeten bir ülke olmanın zamanının geldiği kanaatini taşımaktayım.Ekonomik varlığımızı elinde tutan veya ekonomimize yön veren unsurların ülkemizde , 1932 – 1933 Stalin SSCB ‘sinin 10 Milyon Ukrayna vatandaşına yapmış olduğu dolaylı soykırım endişesini artırmaktadır.
Bilindiği üzere 1932 yılında tarladaki mahsülünü merkezi hükümete vermek istemeyen Ukrayna ‘da yaşayan halka karşı Stalin liderliğindeki SSCB yönetimi bir komisyon kurar.Bu komisyon Ukrayna çiftçisinin mahsülünü merkezi hükümetten sakladığı gerekçesi ile çiftçinin elindeki buğday , patates , un, et ve hatta ekilecek tohumlarını bile elinden alır.Elinde hotum olmayan çiftçi ekemez biçemez bir kıtlık süreci başlar açlıktan dakikada 17 günde 25.000 kişi hayatını kaybeder.10 Milyon Ukrayna vatandaşı böylelikle toplu katliama maruz kalır. SSCB bu politikasını sadece Ukrayna’da değil bütün SSCB ülkeleri , Kafkaslarda ve Kazakistan ‘da uygulamıştır.
Gerçi SSCB kendi himayesindeki ülkelere yapmış denilecek ancak insanlığı yoksulluğa açlığa ve sefalete kurban etmek gerek iç unsurların etkisi ile gerekse dış unsurların etkisi ile olsun akla halkların ekonomik bağımsızlık ihtiyaçlarının ölçülerini ortaya koymaktadır. Sizcede öyle değilmi ?
Ekonomik bağımsızlık politikalarının varolması gerektiğini tema edecek örnekler daha da çoklandırılabilir. Son 20 yıldır Afrika ülkelerinde yaşanan açlık artık dünya ülkeleri tarafından sıradanlaştırılmış doğallaştırılmıştır. Bir ülkede fakirlik , yokluk , açlık , sefalet o ülkelerin halkının kaderi olmamalı. Siyasi parti gözetmeksizin yönetime gelecek siyasi oluşumların politikalarının temeli insana hizmet , ekonomik refaha , eğitimde eşitlik , sosyal hizmetlerin tabana dönük ilkesine dayalı olması gerekmektedir.
Bilgi : Tarihe yansımış bilgiler dışındaki tesbitler ALINTI DEĞİLDİR
emlak demiş
Yazı için teşekkürler , gerçekten çok güzel bir site olmuş.Devamını bekliyoruz.emlak