Boşuna değil
Yazan: penceretencere 25 Ağustos 2008
7 düvele asırlarca himaye etmiş olan Osmanlı’nın topraklarını parçalayarak devlet kurdurup bu devletleri sömürgeleştirmiş olan istilacı devletler günümüzdede 85 yıllık Cumhuriyetimizide yok etme girişmleri içine girmiştir. Yüzyıllardır işgal ve sömürge devletlerinin yürütmüş olduğu yenilmez güç olma politikaları genel itibari ile büyük devletleri bölerek parçalayarak irili ufaklı bir çok devlet yaratmaktır.Yarattıkları bu küçük devletleri esareti altına almak bu ülkelerin hükümetlerini kullanarak istekleri doğrultusunda icraat yapmalarını sağlamak.Böl parçala yönet sistemini yerleştirmektir. Osmanlı devleti adına Bahriye nazırı Rauf Bey ile Büyük Britanya adına Amiral Arthur Gough-Calthorpe (Anlaşma Devletlerinin Akdeniz filo komutanı) tarafından Limni adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalamış olduğu Mondros ateşkes andlaşması ile böl parçala politikalarına en önemli örnektir.
Bu andlaşma Osmanlı ordusunun dağıtılmasını , dağıtılan ordunun silahlarının işgal güçlerine teslimini , ülkenin Misak-ı Milli sınırlarını belirliyor , bu sınırlar içerisinde olan doğu illerinde çıkabilecek karışıklıklara 24. maddeye istinaden itilaf devletleri tarafından işgal etme yetkisini vermekte idi.Bu andlaşmanın imzalanması ile savaştan yenik ve yıkık bir devlet olarak çıkan Osmanlı’nın yeni sınırlarını çizen uluslararası bir belge olarak önem kazanır. Bu belgenin çizdiği hudutlar 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal’in Samsun’dan başlatarak Anadolu’nun tamamına yayılan Türk kurtuluş Savaşı’nın manifestosu olmuş ve bir ülke yoktan varedilmiştir.
Milli kurtuluş savaşının her aşamasında yapılan müzakerelerin tamamında sömürge devleti olmak yada bir ülkenin mandası altında olunması red edilmiş milli birlik ve bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir. Bu durumu 4-11 Eylül 1919 sürecinde yapılan Sivas kongresinde alınan kararlar ile net bir şekilde dünyaya deklare edilmiştir. Sömürge ve manda amaçlarından hiçbir zaman vazgeçmeyen bu devletler Cumhuriyet kurulduktan ve sonrası süreçte ülkemizi sömürge etme düşüncesini her dönem taze tutmuş 2. dünya savaşı sürecinde ülkemizi savaşa sokma gayretleri ile bu düşüncelerini açık etmişlerdir.
Neden ülkemiz himaye edilmek isteniyor ? Ne var bu coğrafyada ?
Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin ticaret ve askeri nakliye yolları İstanbul ve Çanakkale boğazından geçmektedir. Boğazların himayesini elinde bulundurmak isteyen ülkelerin stratejik hamlelerini kolaylaştıracak olması en önemli etkendir. Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum ve yeraltı zenginliği ;
1 – Boğazlar. Transit geçişler için stratejik konum teşkil etmektedir.
2 – Altında rezervlerinde dünya ikincisiyiz Tahminlere göre 6.500 ton. 600 ton olduğu kesinleşmiş ve 50 ton işlenmiş.Ayrıca 300 ton altın ithal ediliyor bunun 150 tonu işlendikten sonra tekrar ihraç ediliyor.
3 – Avrupa’da Jeotermal birincisiyiz. 31.500 MWt ( megavat termal ) olan tahmini Jeotermal enerjisi ile Dünya yedincisi . Avrupa birincisi doğrudan kullanım açısından 229 MWt ile dünya sıralamasında Dünya beşincisi
4 – 10,6 Milyar ton kömür reverv’i 25 yıldır 8,3 Milyar ton olan rezervlerimizi 300 bin metre daha derinleştirilince 2,3 Milyar ton kömür rezervleri oldu toplamda 10,6 Milyar ton kömür rezervleri hedefi gerçekleşmiş oldu.
5 – Bor : 3 milyar 66 nilyon ton ile dünya rezervlerinin % 72 si ( Uzay teknolojisinin enerji kaynağı olması düşünülürse )
6 – Çinko – kursun : 860.000 ton kurşun , 2,3 Milyon ton çinko
7 – Alüminyum : 87 milyon ton işlenebilen boksit
8 – Demir : 113 Milyon %50 – 55 işletilebilen tenöre sahip
9 – Bakır : Metal içerikli 1,5 milyon ton , düşük tenörlü kaynaklar dahil edildiğinde 3,5 Milyon ton
10 – Manyezit : 111 Miyon ton
11 – Trona : 836 Milyon ton
12 – Mermer ve doğal taşlar : 5,1 Milyar metreküp
13 – Bentonit : 250 Milyon ton ‘ dur
yapılan araştırmalar sonucunda varlığı tesbit edilmiş rezervlerdir.
İsmini belkide ilk defa duyduğunuz bir çok madenin ülkemizdeki varlığı ülkemiz üzerinde oynanmak istenen senaryoların çeşitli sebeplerini ortaya koymaktadır. Dikkat etti iseniz bu madenlere petrol ve petrolden kaynaklı maden ürünleri dahil değil. Emin olunki bir çok arap ülkelerinin ve diğer petrol üreten ülkelerin işlemiş olduğundan fazlası ve iki katı kalitede olan petrol ürünleri topraklarımızın derinliklerinde tarafımızdan işlenmeyi bekliyor. Bu yazım ” Batan geminin malları ” yazımda belirttiğim ülkelerin ülkemize ilgi duymalarının sebeplerinide ortaya koymaktadır.
Özetle : Sömürgeci işgalci devletlerin ülkemiz siyasetine kriterler koyarak hükümetlerimize himaye etme isteklerinin bizi sömürge etme arzularının üstünü artık örtememektedir. Bize teşvik yardımları adı altında IMF’i ile Dünya bankası ile sağlamış oldukları krediler ” Boşuna değil “ ekonomik özgürlüğümüzü borçlandırma ve faiz ödettirme politikası ile esaretleri altına almaktır. İyilikler gibi görünen hamleler ” Boşuna değil “ bunu unutmadan ülke olarak politikalar üretmemiz gerekmektedir.